3.01.2020

Sütaş Kimin?



Gıda perakendeciliğinde özellikle sütlük raflarında olmazsa olmaz ürünlerinden biriside Sütaş'ın ürünleridir.Sektörde yarım asrı geride bırakan tecrübe bir o kadarda eşsiz bir lezzettedir Sütaş'ın ürünleri.Süt ve süt ürünleri adına neredeyse ürün pörtföyü eksiksiz olan firma kurulduğu ilk günden itibaren başta hijyen olmak üzere,sofralara ürünlerine özenle ikram ediyor.

Sütaş Kimin/Sütaş'ın Kurucusu Kim?

Sütaş'ın sahibi kimdir buna gelmeden önce Sütaş'ın ülkemizde bulunan nadir yerli sermaye ile büyüyen ve yerli şirketler arasında olduğunu söyleyelim.Ve ekleyelim ki,Sütaş özellikle Arap ülkelerinin de en çok tercih ettikleri markalardan birisidir.Ve gelelim firmanın kimin olduğuna Sütaş Şirketin Kurucusu ve aynı zamanda yönetim kurulu başkanı olan Sadık Yılmaz'a aittir.

Sizinle firmanın resmi sitesinden kuruluşu ile ilgili bir yazı paylaşacağız.Oldukça samimi kaleme alınmış olan bu yazıda Sütaş'ın ne şartlarda kurulduğunu ve büyüdüğünü öğreneceksiniz.İyi Okumalar.


Kurucumuz Sadık Yılmaz Anlatıyor:

Ailem, Lozan mübadelesinde Selanik'in Drama kazasından gelerek önce Aydın'a, daha sonra Karacabey'in - o zamanki adı Kirmikir olan - şimdiki Harmanlı Köyü'ne yerleşmiş. Babam Celaleddin Yılmaz, yerleştikten iki sene sonra köy ihtiyar heyetine girmiş, sonra muhtar seçilmiş ve 17 yıl muhtarlık yapmıştı. Çevrede saygınlığı olan, iyi bir idareci olarak tanınan babam, çiftçilikle beraber hayvancılıkla da uğraşmıştı..

Bizim de hayvancılık işimiz ve babamın muhtarlığı dolayısıyla, o günlerde Bursa'da büyük bir mandıra sahibiyle dostluğumuz ve iş ilişkimiz vardı. Babam onun bölgedeki işlerine yardım eder, bizim köydeki mandırasına da süt verirdi. Bu kişi 1958'de Bursa’dan babama telefon ederek, kendi adına Karacabey Harası'nın süt ihalesine girmesini istedi.

Babam o gün geçici teminat olan 25 bin lirayı yatırdı ve ihaleye girmeye hak kazandık. İhale günü, babamla birlikte haraya gittik ve uzun, çekişmeli bir pazarlık sonunda ihale bizim üzerimizde kaldı. Ertesi gün saat 11:00 sularında babam yazıhanede çalışırken bir telefon geldi. Babam telefonda - karşı taraf her ne dediyse - çok sinirlendi ve konuştukça öfkesi daha da arttı. Sonunda, ‘Ben Kirmikirli Celaleddin'im arkadaş, sözümden dönmem’ diyerek telefonu sertçe kapadı.

Babamdan ihaleye girmesini isteyen dostu sütü almaktan vazgeçmiş ve teminatı yakmaya karar vermiş. Babamın kendisi adına ödediği teminatı babama vereceğini söylemiş. Ancak babam, başkasının adına bile olsa, verdiği sözden dönmeyi kendine yedirememiş; bu durumu, Karacabey Harası’nın yöneticilerine, Karacabeylilere, eşine, dostuna izah edemeyeceğini düşünmüş ve sonucu her ne olursa olsun, ihalenin gereğini yapmaya karar vermişti.

İşte bizim ailenin sütçülük hikâyesi böyle başladı...
İhale koşullarına göre, her gün dört ton sütü bir yıl boyunca almak zorundaydık ama bu sütü almak için ne para vardı, ne kap ne kacak, ne usta vardı ne de çırak. Ancak yolu yok, Kirmikirli Celaleddin, ertesi sabahtan itibaren haradan dört ton sütü alacak.

Babamın mandıra işlerine biraz aşinalığı vardı. Bir arkadaşının kapalı olan mandırasını açtırdık, ustaları çağırdık. O yıllarda peynirler koyun sütünden yapılıyordu, bütün damaklar o tada alışmıştı. ‘Peki elimizdeki dört ton inek sütünden ne yaparız?’ diye düşünmeye başladık ve sonunda kaşar peyniri üretmeye karar verdik. O zaman ismimiz ‘Yılmaz Kaşarları’ydı; amblemimiz ise YK.

SÜTAŞ’IN KURULUŞU
Sene 1974 oldu. O yıllarda, Türkiye'de anonim şirket kurma çabaları yaygındı.

Ben o sıralarda Karacabey Ticaret Borsası'nın kuruluşunda çalışıyordum. O vesileyle tanıştığım borsa komiseri Metin Bey, beni de bir anonim şirket kurmam için cesaretlendirdi. Bu hevesle 1975'de şirketi kurduk, adını da Sütaş koyduk.

Hedefimiz sütçü olmak, tek olmaktı.
(Gazeteci Yılmaz Akkılıç'ın Sadık Yılmaz ile Bursa Defteri Dergisi’nin Haziran 2002 tarihli sayısı için yaptığı söyleşiden derlenmiştir.)"

Yorum Gönder

Her Hakkı Saklıdır © 2014-2018 - Şartlar - İletişim - Hakkımızda